+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arasındakiler gösteriliyor.
  1. #1
    Mehmet ERGÜL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Mehmet ERGÜL isimli Üye şimdilik offline konumundadır Administrator
    Üyelik Tarihi
    08 Mart 2011
    Mesajlar
    1.187
    Teşekkür
    135
    111 Mesajına 131 Teşekkür Edildi

    Standart Balık Çiftlikleri ve Denizel Ekosistem : İlişkiler,Etkileşim ve Çelişkiler

    Balık Çiftlikleri ve Denizel Ekosistem : İlişkiler, Etkileşim ve Çelişkiler
    Prof.Dr. Alaeeddin BOBAT

    1. Giriş

    Ekonomi yazınında üretim “fayda yaratma” faaliyeti olarak tanımlanmaktadır. İnsanoğlunun istek ve gereksinmelerinin doğa tarafından tam olarak karşılanamamasından ortaya çıkan üretim, özellikle endüstri devriminden sonra yeraltı ve yerüstündeki doğal varlıklar(ormanlar, madenler, sular gibi) kullanılarak/işlenerek ivme kazanmış ve günümüzde bu doğal varlıkların bilinçsiz ve tek taraflı tüketimi, beraberinde pek çok sorunu gündeme getirmiştir.


    Sudaki canlıların avcılıkla insan gıdası olarak kullanılması, insanlık tarihi kadar eskiye uzanmaktadır. Günümüzün gelişmiş toplumlarında giderek artan protein gereksinmesine koşut olarak su ürünlerinin yetiştiricilik yoluyla elde edilmesi ise 19.yüzyıl başlarına rastlamaktadır. Ülkemizde su ürünleri yetiştiricilik faaliyetleri 1970’li yıllarda tatlısularda alabalık yetiştiriciliği ile başlamış ve denizel ortamda özellikle çipura-levrek balıkları üretimi ile devam etmiştir.


    İster balık, süt, peynir gibi tüketilebilir mallar, ister sigortacılık, turizm, bankacılık işlemleri gibi hizmetler üretilsin, tüm üretim faaliyetlerinde girdi-dönüşüm-çıktı üretim modeli geçerli olmaktadır (Şekil 1).


    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

    Üretim etkinliklerinde üretim faktörleri olarak nitelenen hammadde(doğa-toprak), sermaye, emek ve yönetim(girişim) temel girdileri oluşturmaktadır. Bu faktörler bir araya getirilerek belirli bir süreç içerisinde işleme girmekte ya da dönüşüme uğramakta ve sonuç olarak mal ya da hizmet üretilmektedir. Ancak, bu modelde bir girdiden %100 verim elde etmek mümkün olmadığı için, bir birim girdiden kayıp ya da fireler sonucu birden daha küçük çıktı elde edilebilmektedir. Oluşan kayıplar ise niteliğine göre hem çevre açısından sorun yaratmakta hem de ekonomik anlamda zarar niteliği taşımaktadır. Örneğin, kimya sektöründe üretim sırasında ortaya çıkan gazlar hem o sektörde çalışanları hem de oluşan atıklar ile çevre sağlığını tehdit edebilmektedir. Termodinamiğin birinci yasasına göre ortamda var olan madde ve enerji bir biçimden diğerine dönüşebilmekte, ama yok edilememektedir. Enerji ve maddenin sakınımı olarak da bilinen bu ilkeye göre, enerji ve madde hiçbir yolla yok olmamakta; seyrelip dağılabilmekte, ama er ya da geç ekosistemin bir yerinde ortaya çıkmaktadır.

    Su ürünleri yetiştiricililiğinde de aynı üretim modeli söz konusu olmakta ve gerek balık dışkılarından gerekse kullanılan yem,
    antibiyotikler, dezenfektanlar, aşılar, vitaminler, uyuşturucular, algisitler, yem katkı maddeleri ve hormonlar gibi kimyasal maddelerden belirli oranlarda atık denizel ortama geçebilmektedir.

    Balık yetiştiriciliğinin olumsuz çevresel etkileri birçok ülkede önemli endişelere yol açmıştır. Avrupa’da ağ kafeslerde yoğun balık yetiştiriciliği ve Güneydoğu Asya ile Latin Amerika’da karides yetiştiriciliği kıyısal alanlarda çevresel bozulmalara neden olmuştur.
    Ülkemizde de özellikle Bodrum Yarımadası ve civarındaki koylarda ağ kafeslerde balık yetiştiriciliğinin hızlı ve plansız gelişimi çevresel sorunları beraberinde getirmiş ve hem sektöre hem de ekosisteme zarar verir hale gelmiştir. Bu durum özellikle turizm yatırımcılarını, turistleri, çevrecileri ve halkı rahatsız etmiştir. Ancak, açık deniz(off shore) kültür balıkçılığının çevresel zararları konusunda bugüne kadar kesinleşmiş bilimsel bir saptama bulunmamaktadır.

    Muğla(Bodrum, Milas) ilinde
    bulunan bazı balıkçiftliklerinin 2007 yılında açık denizlere ya da Mersin kıyılarına(Silifke-Anamur hattı) taşınmasının ya da yeni balık çiftliklerinin Mersin ve Seferihisar koylarına/kıyılarına kurulmasının gündeme gelmesi, her iki kent halkı tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Özellikle son günlerde, İzmir’in Seferihisar İlçesinin Sığacık Koyu’nda orkinos çiftliklerinin kurulması gündeme gelmiş ve “sakin şehir” unvanını almak için çırpınan Belediye Başkanı ile birlikte yöre halkı da tepkilerini demokratik yollarla göstermiştir.

    Bu çalışmada, son günlerde açık denizlere taşınmaları/kurulmaları gündeme gelen balık çiftliklerinin sektörel ve ekonomik önemi üzerinde durulmakta, bu çiftliklerin gerek konuşlandırılması gerekse girdi-dönüşüm-çıktı modeline göre denizel ekosistemle ilişkileri, etkileşimi ve ekosistemle çelişkileri irdelenmektedir. Bu irdeleme yapılırken çok sayıda bilimsel makaleden yararlanılmış; ancak zihinsel karışıklığa neden olmamak için yararlanılan kaynaklara atıfta bulunmaktan kaçınılmış ve bu konuda özellikle kaynakça kısmında 6 temel kaynağa yer verilerek, isteyenlerin yararlanmasına sunulmuştur.

    2. Su Ürünleri Yetiştiriciliği ve Önemi

    Sucul (akuatik) ortamda su bitkileri ve hayvanları (balıklar, yumuşakçalar, kabuklular ve sucul bitkiler) ile yapılan tarıma su ürünleri yetiştiriciliği ya da akuakültür denilmektedir. Yetiştiricilik hızla artan su ürünleri talebinin karşılanması, açlığın önlenmesi, dengeli ve sağlıklı beslenme, doğal balık stokları üzerindeki av baskısının azaltılması, kırsal kalkınmaya katkı, istihdam ve döviz girdisi sağlaması, su kaynaklarının balıklandırılması amaçlarını taşıması açılarından tarım sektörü içinde yer alan önemli bir alt sektördür(Şekil 2).

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

    Dünyada yetiştiricilik yoluyla 52 Milyon Ton civarında su ürünleri üretilmektedir. 1991 ile 2001 yılları arasında dünya ölçeğinde avcılık % 7’lik bir artış gösterirken, aynı dönemde yetiştiricilik yolu ile elde edilen su ürünleri miktarı ise % 128’lik bir artış göstermiştir. 1950’li yıllarda 11 milyon ton olan küresel su ürünleri üretimi 2004 yılında 65.5 milyon tona kadar çıkmıştır.

    2008 yılında ülkemizde 646 bin ton, 2009 yılında ise 623 bin ton su ürünleri avcılık ve/veya yetiştiricilik yoluyla üretilmiştir. 2008 yılındaki üretim 2007 yılına göre %16; 2009 yılındaki üretim ise
    bir önceki yıla göre % 3.58 azalma göstermiştir. 2008 yılındaki toplam su ürünleri üretiminin yaklaşık % 61.20’si deniz balıklarından, % 8.9’u diğer deniz ürünlerinden, % 6.3’ü içsu ürünlerinden ve % 23.54’ü yetiştiricilikten elde edilmişken; 2009 yılındaki üretimin yaklaşık % 61.12’si deniz balıklarından, %7.13’ü diğer deniz ürünlerinden, % 6.29’u içsu ürünlerinden ve %25.47’si yetiştiricilikten eldeedilmiştir.

    Su ürünleri yetiştiricilik faaliyetleri ülkemizde 1970’li yıllarda başlamış; 1980’lerin ortalarından itibaren deniz balıklarının da yetiştirilmesi ile büyük ivme kazanmıştır. 2007 yılında denizlerde ve içsularda yetiştiricilik üretimi bir önceki yıla göre % 9 oranında artarak yaklaşık 140 bin ton olmuş; 2008 yılında bu üretim yaklaşık 152 bin, 2009 yılında ise yaklaşık 158 bin tona yükselmiştir. Görüldüğü üzere, avcılık yoluyla elde edilen balık üretimim yıllara göre azalırken, yetiştiricilik üretimi yıllara göre artmaktadır. Bir önceki yıla göre 2007 yılında, denizlerde yapılan yetiştiricilik üretimi % 11.9 oranında, içsulardaki yetiştiricilik üretimi ise % 4.1 oranında artmıştır.

    2007 yılında yetiştiricilik yoluyla yapılan üretimin miktar olarak % 42’si içsularda, % 58’i denizlerde; 2008 yılındaki üretimin yaklaşık % 44’ü içsularda, % 56’sı denizlerde; 2009 yılındaki yetiştiricilik üretiminin yaklaşık % 48’i içsularda ve % 52’si denizlerde gerçekleştirilmiştir.

    Avcılıkla yapılan üretim 2009 yılında 464 462 ton, yetiştiricilik üretimi ise 158 729 ton olarak gerçekleşmiştir. Yetiştirilen en önemli türler içsularda % 47,66 ile alabalık, denizlerde ise % 29,33 ile levrek ve % 17,87 ile çipura olmuştur. 2007 ve 2008 yılına göre 2009 yılında alabalık üretimi artarken levrek üretimi hemen hemen aynı kalmış, ancak çipura üretimi düşmüştür.

    Avcılığı yapılan deniz ürünleri üretim miktarı bir önceki yıla göre % 6.14 oranında azalarak yaklaşık 425 bin ton olarak gerçekleşmiştir. Deniz ürünleri üretiminde ilk sırayı %57.81’lik oran ile Doğu Karadeniz Bölgesi alırken, bunu %15.89 ile Batı Karadeniz, %11.15 ile Ege, %8.28 ile Marmara ve % 6.87 ile Akdeniz Bölgeleri izlemiştir(Şekil 3).

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

    Yetiştiriciliğin yıldan yıla artış göstermesine koşut olarak iç ve dış piyasada da önemli aşamalar kaydedilmekte ve balık, hayvansal ürünler arasında yurtdışına satılan tek ürün olma özelliğini korumaktadır. Yetiştiricilik ile elde edilen su ürünlerinin toplam dışsatımdaki payının % 60’ını balıklar oluşturmaktadır. Balıklar içinde ise % 35 ile deniz balıkları ilk sırayı almakta ve bu satışın büyük kısmı AB ülkelerine yapılmaktadır. Bunun dışında, yalnızca Ege Bölgesindeki balık üretim sürecinde 10.000 kişi istihdam edilmekte ve paketleme, işleme, ihracat ile birlikte sektör yaklaşık 20.000 kişiyi işlendirebilmektedir. Bu kapasitesiyle su ürünleri sektörünün ekonomiye katkısı bir milyar doları bulmaktadır.

    Ülkemizde 187 adedi yakın deniz sularında (near-shore) ve 49 adedi de açık deniz sularında (off-shore) olmak üzere toplam 236 adet yasal balık çiftliği bulunmaktadır(Şekil 4). Bu çiftliklerin toplam kapasiteleri sırasıyla 36000 ton ve 63000 tona yaklaşmaktadır. Bunların dışında, 100 adet toprak havuzda 3122 ton ve 1 adet gemide 4800 ton deniz balığı üretilmekte/yetiştirilmektedir. Balık çiftliklerinin illere göre dağılımına bakıldığında, yakın ve açık denizlerde toplam 118 adet ile Muğla ilk sırayı almakta, bunu 72 adet ile İzmir ve 15 adet ile Aydın izlemektedir.

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

    Beş Yıllık Kalkınma Planına göre 2023 yılında alışkanlıklar aynı devam ederse 1.2 Milyon Ton balık üretilmesi gerekmektedir. Bu üretimin 600.000 Tonu avcılık yoluyla, kalanının ise yetiştiricilik yoluyla sağlanabileceği vurgulanmaktadır. Dünya ortalamasını yakalamak için bugünün 2 katı, AB ortalamasına ulaşmak için 3 katı balık tüketilmesi, bunun için de en az 1.5 milyon ton balık üretilmesi gerekmektedir. Bu miktarın denizlerden avcılık yoluyla elde edilmesi mümkün görünmemektedir. Her ne kadar tek tip yemle beslenen kültür balıklarının tat ve lezzeti doğal olanın yerini tutmasa da, avcılıkla elde edilen balık miktarı talebi karşılamadığı için kültür balıklarına rağbet giderek artmaktadır. Artan talebi karşılamak amacıyla genelde su ürünleri yetiştiriciliğine, özelde ise kültür balıkçılığına daha da önem verilmesi ve bu bağlamda balık çiftliklerinin desteklenmesi gerekmektedir. Üretimdeki artış ise daha fazla alan, yem ve kimyasal madde kullanımı gerektiren yoğun ve modern yetiştirme tekniklerinin uygulanması ile gerçekleştirilmektedir. Bu süreçler girdi-dönüşüm-çıktı üretim modeline göre hem doğal hem de yapay sistemlerle desteklenirken, balık üretimi ile birlikte denizel ekosistemi etkileyen atıklar da ortaya çıkmaktadır.

    3. Balık Çiftliklerinin Çevresel Etkileri

    Genel üretim sürecinde(girdi-dönüşüm-çıktı) fire, atık ya da kayıp olarak ortaya çıkan ve çevresel sorunlara neden olan maddeler, balık çiftliklerinde de ortaya çıkmakta; gerek balık dışkıları ve balık tarafından yenmeyen yapay yemlerle ortama salınan azot ve fosfor, gerekse verimi ve hastalıklara karşı direnci artırmak için kullanılan hormonlar, dezenfektanlar, algisitler, vitaminler, antibiyotikler, aşılar gibi ek önlemler ekosistem açısından sorun oluşturmaktadır (Şekil 5).

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

    Ağ kafeslerde balık yetiştiriciliğinin çevresel etkileri yetiştirilen balık türüne, yetiştirme yöntemlerine, stok yoğunluğuna, kullanılan yemlerin türüne, alanın hidrografisine ve çiftlik yönetimine bağlı olarak değişim göstermektedir. Genel olarak, yemle birlikte kültür ortamına giren fosforun %59-75’i ve azotun %79-82’si yem artıkları, balık dışkı ve boşaltım yolu ile çevreye yayılabilmektedir.


    Daha fazla üretim için daha fazla ve yoğun üretim malzemelerinin kullanımı, birim alanda daha fazla balık yetiştirilmesi ve bunların atıkları, yetersiz bilgi, yanlış yer ve derinlik
    seçimigibi etkenler denizel ekosistemin taşıma ve kendini yenileme kapasitesini aşmakta ve bu durum ekosistemde sorunlara yol açabilmektedir. Sonuçta hem denizel ekosistemin ötrofikasyonu hem kaçan balıklardan kaynaklanan sorunlar hem de doğal yaşam alanlarının zarar görmesi söz konusu olabilmektedir.

    Ayrıca, doğru alan seçiminin yapılmadığı kapalı ya da yarı kapalı koylardaki balık çiftlikleri (Şekil 6) bulanıklık, zemin tahribatı (Şekil 7) ve su kalitesinin bozulmasına neden olabilmektedirler. Ö
    zellikle su sirkülasyonunun az ve denizin sığ olduğu kapalı ve yarı kapalı koylarda faaliyet gösteren balık çiftliklerinin denizel ekosistemde sorun yarattığı, su sütunu ile sedimentte değişimler oluşturduğu çeşitli çalışmalarda ortaya konmuştur.

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...


    Genel olarak balık çiftliklerinin denizel ekosisteme ve çevreye olan etkileri dört başlık altında toplanabilmektedir : a) Organik kirlenme ve ötrofikasyon, b) kimyasal kirlenme, c) biyolojik kirlenme ve yaşam alanlarının değişmesi, ve d) diğer etkiler.

    3.1. Organik Kirlenme ve Ötrofikasyon

    Balık çiftliklerinden kaynaklanan ve doğrudan denizel ekosisteme bırakılan yenmemiş balık yemleri, balık dışkıları, idrar(ürin), mukus ve ölü balıklar organik kirlilik yaratabilmektedir. Organik kirlilik, özellikle azot ve fosfordan kaynaklı kirlilik, denizel ekosistemde çevresel sorunlara neden olan birincil etken olarak kabul edilmektedir. Genel olarak, bu atıkların % 80’i denizel ekosistemdeki bitkiler için yarar sağlarken, organik atıkların hacim ve süresine, denizel ortamın özümleme ya da taşıma kapasitesine bağlı olarak ortama giren azot ve fosfor ötrofikasyona (ekosistemin nitrat, fosfat vb. besleyici tuzlarla aşırı yüklenmesi) kadar gidebilen sorunlara neden olabilmektedir. Ötrofikasyon sonucu sudaki çözünmüş oksijen miktarı düşmekte, bulanıklık artmakta, düşük oksijenli ya da oksijensiz “ölü bölgeler” oluşabilmekte, deniz yosunları ve mercanlar olumsuz etkilenebilmekte, balık ölümleri ve aşırı alg üremesi görülebilmektedir(Şekil 8).

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

    Örneğin Posidonia ocenica bitkisi Akdeniz kıyı ekosistemi için anahtar tür olarak tanımlanan, ekolojik yönden son derece önemli bir deniz çiçeklisidir. Bu türün oluşturduğu deniz çayırları, kendi içinde çok sayıda yaşam birlikleri barındıran hassas yaşam alanı olup ayrıca kendisi gibi tehlike altında pek çok türe de barınak sağlamaktadır (Şekil 9). Diğer taraftan Posidonia çayırları bulundukları alanın çevresel kalitesinin de birer göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Posidonia çayırlarının kıyılarımızda kapsadığı alanın daralmasına neden olan etmenlerden biri de çayırların üzerine ve yakınına kurulan balık çiftlikleridir.

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

    Ötrofikasyon sonucu su içindeki parçacık halindeki maddeler su bulanıklığını arttırmakta, deniz çayırlarının fotosentez için gereksinim duydukları ışığın çayıra ulaşmasına engel olmaktadırlar. Bunların ötesinde kafes çiftliği artıkları parçalanmadan deniz tabanına çökerek çayırların üstünü örtmekte ve ölmesine neden olmaktadır. Fotosentez için gerekli ışığı alamayan çayır alanları kirlilik artışına paralel olarak daralmaktadır. Deniz çiftliklerine yakın ve deniz çayırlarının ölmekte olduğu bölgelerde boşalan yerin istilacı bir tür olan Caulerpa racemosa tarafından doldurulduğu dikkat çekmektedir.

    Ötrofikasyonun olumsuz etkileri ticari ve rekreasyonel balıkçılıktan turizme, sağlık sorunlarından estetik değer kaybına kadar pek çok sorunu beraberinde getirebilmektedir(Şekil 10).

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

    3.2. Kimyasal Kirlenme

    Su ürünleri yetiştiriciliğinde antibiyotik, parasitisit, hormon, uyuşturucu (anestezik), çeşitli pigmentler, mineraller ve vitaminler balıkların direnç kazanması ya da iyileşmesi amacıyla zaman zaman kullanılmaktadır. Kullanım miktarı değişmekle birlikte bu kimyasal maddeler balık çiftliklerinde yemlere katılarak ya da banyo ve enjekte uygulaması ile de balıklara verilebilmektedir. Balık çiftliklerinde kullanılan kimyasalların önemi, insan sağlığı ve ekosistem üzerinde soruna neden olabilmelerinden kaynaklanmaktadır.

    Yeme katılan antibiyotiklerin çoğu balık tarafından absorbe edilmemekte ve dışkıyla birlikte değişmeden dışarı atılabilmektedir. Kullanılan antibiyotiğe bağlı olarak ilaçların % 60-80’lik kısmı değişmeden ortama bırakılabilmektedir. Ayrıca, hasta balıkların iştahı düştüğünden, ilaçlı yemler balıklar tarafından yenmemekte ve deniz dibine inmektedir. Dip çökeltide yer alan antibiyotikli yemlerin büyük kısmı diğer balık ve omurgasızlar tarafından yenmekte ve dokularında birikmektedir. Bu da, avlanan balıkların sofraya kadar gelmesi ve insan sağlığını olumsuz etkileyebilmesi anlamını taşımaktadır. Antibiyotik kullanımının bir diğer etkisi ise, hedef hastalık yapıcı mikropların zamanla ilaçlara karşı bağışıklık kazanma olasılığıdır.

    Pestisitler balık çiftliklerinde ender olarak kullanılmaktadır. Bazı herbisitler istenmeyen (yabani) otları, alg patlamalarını ve fouling (tutunucu-kirletici) organizmaları kontrol altına almak için uygulanabilmektedir. Balık çiftlikleri çoğunlukla bakır içeren boyalarla balık ağlarını boyamakta iken, çoğu herbisit havuz ya da tanklardaki yetiştiricilik için kullanılabilmektedir. Bu tip ilaçlar daha çok yeme katılmakta ya da banyo işlemlerinde uygulanmaktadır. Yeme katılan pestisitler bazı durumlarda yenmeden dipte ve çökeltide birikim yapabilmektedir. Zehirli içerikte olan bu ilaçlar doğrudan denizel ekosisteme salınmaktadır.

    3.3. Biyolojik Kirlenme ve Yaşam Alanlarının Değişmesi

    Esas olarak hayvanlar ve diğer canlılar ekosistem için önemli bir kirlilik kaynağıdır. Türkiye ya da herhangi bir ülkedeki balık çiftlikleri çevreye, çiftlikten kaçan balıkları ve onların parazitlerini, hastalık yapıcı mikroplarını yaymaktadır. Kaçan bu balıklar doğal ya da yerli balık populasyonları için tehlike oluşturabilmektedir. Çiftlikten kaçan balıklar yerli türlerle gerek beslenerek gerekse onlarla gıda ve yaşam ortamı için çekişerek biyolojik çeşitliliği etkileyebilmekte ve yerli (doğal) balıkların yer değiştirmesine ya da yok olmasına neden olabilmektedirler. Balık çiftlikleri, yabancı türlerin denizel ekosisteme girişlerinde önemli bir aracı olabilmektedir. Küçük ölçekteki kaçışlar olağan işlemler sırasında, büyük ölçekteki kaçışlar ise fırtına, insan faktörü, deniz memelileri ya da insan hatasından kaynaklı ağların yırtılması ile meydana gelebilmektedir. Aslında, kaçan balıkların diğer yerli balıklara göre hayatta kalma şansları da düşük olmaktadır.

    Çiftlikten kaçan balıklar yerli türlerden bile olsa, diğer doğal balıkları genetik olarak etkileyip yapısını değiştirebilmektedir. Çiftliklerde yetiştirilen balıklar daha küçük yüzgeçler ile daha iri bir vücuda sahip olmakta ve daha saldırgan davranabilmektedirler. Tüm bu farklılıklar ortama uyum sağlamak için çiftlik balıklarının genetik özeliklerinin daha değişik olmasına neden olmaktadır. Birçok hastalık ve parazit çiftlik balıklarından yayılabilmektedir. Her ne kadar ülkemizde bu anlamda büyük bir sorun yaşanmasa da, süreç içerisinde balık çiftlikleri hastalık ve parazitlerin düzeyini arttırabilmektedir.

    Balık çiftlikleri için hektarlarca geniş tatlı ve tuzlu sulara gereksinme duyulmaktadır. Denizde kurulan balık çiftliklerinin ülkemizde kapladığı alan 474.000 hektara ulaşmaktadır. Bu kadar geniş alan kaplayan balık çiftlikleri, diğer avcı türleri çekerek denizel yaşamı etkileyebilmektedir. Ağ içindeki balıklar ve aşırı miktardaki yenmemiş yemler fok balıklarını, kuşları ve diğer balıklar ile omurgasız canlıları çekmekte ve bu canlılar balık çiftliklerinin yakınına akın etmektedirler. Çiftlik çalışanları ise, balıkları ve ağları korumak amacıyla bu hayvanları öldürmektedir. Balık çiftlikleri ve diğer canlılar arasında büyük sorunlara yol açan bu durum, akustik aletler, kovalama ya da korkutma gibi öldürücü olmayan tekniklerle giderilmeye çalışılmaktadır. Ancak, bu tekniklerin tümü deniz kaplumbağaları, memeliler gibi denizel türlerde yön değiştirme, yaralama, işitme kaybı sorunlarına yol açabilmektedir. Bu ses ve görüntü kirliliği denizel ortamın gerçek sakinlerini rahatsız etmekte ve onları yaşam alanlarından uzaklaştırabilmektedir.

    3.4. Diğer Etkiler

    Bazı balık çiftlikleri yem olarak diğer küçük balıkları(hamsi, sardalya, ringa gibi) kullanmakta ya da yem sektörü bu küçük balıkların yağından ve etinden faydalanarak yem üretmektedir. Böylece, dolaylı da olsa küçük ve bol miktarda bulunan doğal balık türleri balık çiftliklerinden olumsuz etkilenmektedir. Her ne kadar ülkemizde küçük balıkların doğrudan yem olarak kullanımı yaygın olmasa da, bazı balık çiftlikleri bu uygulamayı tercih edebilmektedir.

    Balık çiftliklerinde değişik amaçlarla kullanılan tekne, motor ve diğer araç-gereçler hem çevre ve görüntü hem de ses kirliliğine neden olabilmektedir.

    Tüm bunların dışında, yapay beslenme ve bazı ilaçların kullanımı, diğer doğal (avlanan) türlere göre çiftlik balıklarının tat ve lezzetinde farklılığa yol açmaktadır
    .

    4. Tartışma

    Dünyada doğal kaynakların korunmasına, çevresel etki ve değişimlerin izlenmesine yönelik giderek artan bir duyarlılık bulunmaktadır. Diğer yandan artan nüfusun sağlıklı beslenmesi için sağlıklı gıdaların üretilmesi ve tüketilmesi büyük önem taşımaktadır. Dünya üzerindeki nüfus artışı, plansız kentleşme, hızlı ve denetimsiz sanayileşme sonucu deniz kirliliğinin artması ile birlikte, denizel kaynakların bilinçsiz ve aşırı tüketilmesi, balıkçılık sektörünün gün geçtikçe artan talepleri karşılayamaz duruma gelmesine neden olmuştur. Araştırmacılar, avlanma yolu ile balık üretiminin yılda % 1-2’den daha fazla artış gösteremeyeceğini, hatta fiziksel ve biyolojik kapasite, bozulan çevre ve avlanma giderlerindeki artışlar nedeni ile gittikçe azalacağını, yetiştiriciliğin ise geleneksel balıkçılıktaki bu azalmayı telafi edebileceğini ileri sürmüşlerdir.

    Her gelişen sektörde olduğu gibi su ürünleri sektörünün hem kendi içinde hem de diğer sektörlerle etkileşiminde bazı sorunları olduğu görünmektedir. Kendi içindeki en büyük sorun kaçak balık çiftliklerinin yanı sıra, yetersiz donanım, eleman, yanlış yönetim ve bilimdışı yaklaşımlarla üretim yapılmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca, üretim sırasında çevreye yeterince duyarlılık gösterilmemekte, yalnızca daha fazla kazanç sağlamak için yoğun ve yüksek kapasite ile çalışılmakta; bu da daha fazla yem, daha fazla hormon, dezenfektan, antibiyotik ile sağlanmaktadır. Örneğin Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın 2000 yılı faaliyet raporunda, 209 adet balık çiftliğinin denetlendiği, 124 adedinin çevre kirliliğine neden olduğu ve ruhsatsız çalıştığı için savcılığa suç duyurusunda bulunulduğu belirtilmiştir. Kuşkusuz, tüm girdilerin fazla olması, atık oranını da arttırarak denizel ekosistemde sorunlara neden olmaktadır.

    Kültür balıkçılığı sektörü üzerindeki yetki kargaşasından doğan çok başlılık ve buna bağlı olarak yatırımların uzun sürede gerçekleşmesi ise diğer bir iç sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Kültür balığı üreticileri izin alabilmek için 14 ayrı kuruma gitmekte ve 53 ayrı işlem yaptırmaktadır. Sadece ÇED olumlu raporunun alınabilmesi için 18 ayrı kuruma gidilmesi gerekmekte ve balık çiftliği için izin alma süreci ortalama üç yıl sürmektedir. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 24.01.2007 tarih, 26413 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren genelgesi ile izin alma işlemleri daha da sıkı koşullara bağlanmaktadır. Bunca sıkı izin ve bürokrasi koşullarına karşın, üretime geçildikten sonra gerek işletme içi gerekse işletme dışı denetimin gevşek tutulması, üretim ve yönetimde daha çağdaş iç mekanizmaların geliştirilmemesi, balık çiftliklerine karşı duruşu körüklemiştir. Bu duruma, kamu kuruluşları arasındaki yetersiz bilgi akışı ile farklı çevresel yaklaşımlar da katkı sağlamaktadır.

    Son yıllarda, ağ kafes teknolojisindeki gelişmeler sonucunda daha yoğun ve verimli üretim yapılmasına olanak sağlayan açık deniz ağ kafes sistemlerinin kurulması, yetiştiriciliğe yeni bir yön vermiştir. Bu sayede hem üretim arttırılmakta hem de çevresel etkiler azaltılabilmekte ve sektörler arası çatışmalar önlenebilmektedir. Balık çiftliklerinin çevreye ve denizel ekosisteme etkilerine yönelik birçok araştırma yapılmış, ancak elde edilen bulgular çelişkili sonuçları gündeme taşımıştır. Özellikle Ege ve Akdeniz’deki balık çiftliklerinin çevreye olan etkileri üzerine yapılan araştırmalardan bazıları istatistiksel anlamda önemli bir zarar saptamazken, bazıları ise özellikle kapalı-yarı kapalı koy ve körfezlerde kurulu balık çiftliklerinin denizel ekosisteme oldukça zarar verdikleri sonucuna varmıştır.

    Doğru alan seçiminin yapılmadığı kapalı ya da yarı kapalı koylardaki balık çiftliklerinin bulanıklık, zemin tahribatı ve su kalitesinin bozulmasına neden oldukları; özellikle su sirkülasyonunun az ve denizin sığ olduğu koylarda faaliyet gösteren balık çiftliklerinin denizel ekosistemde sorun yarattığı, su sütunu ile sedimentte değişimler olduğu da ortaya konmuştur.

    Balık çiftliklerinin diğer sektörlerden özellikle turizmi ilgilendiren yönü, hem estetik hem de kullanım değerleri açısından denizleri ve iç suları olumsuz etkilemesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle kapalı ve yarı kapalı koy ve körfezlerde bu değer kaybından ticari ve rekreasyonel balıkçılık da payına düşeni almaktadır. Denizel ekosistem ötrofikasyon olayıyla birlikte oldukça zarar görmektedir. Ancak, balık çiftliklerinin tek başına bu olaydan sorumlu olup olmadıkları çok tartışmalıdır. Çünkü, balık çiftlikleri denizleri çevresel olarak etkileyen sektörler arasında kentsel yerleşim, endüstriyel faaliyetler, nükleer ve termik santraller, turizm faaliyetleri, ikincil konutlar, yatçılık, tarımsal faaliyetler, deniz trafiği, madencilik ve askeri tatbikatlardan sonra 11. sırada yer almaktadır. 3215 belediyenin bulunduğu ülkemizde, 141 belediyede kanalizasyon sistemi olmasına karşın, bunun sadece 43 tanesinde arıtma tesisi bulunmaktadır. Bir başka söyleyişle kanalizasyon sularının % 98.67'si hiç arıtılmadan akarsulara, göllere ve denizlere bırakılmaktadır. Ülkemizdeki turistik tesislerin % 81'inde arıtma tesisi bulunmamakta ve bu tesislerin yüzde 80’i atıklarını denize bırakmaktadır. Kuzey Avrupa ülkelerinde yapılan bir araştırmada, tarımsal etkinlikler sonucu Baltık Denizine bırakılan azot miktarı, toplamın % 39.5’i; fosfor miktarı, toplamın % 19.5’i; ormancılık faaliyetlerinden kaynaklanan ve yine aynı denize bırakılan azot miktarı, toplamın % 5.7’si; fosfor miktarı, toplamın %5.5’i; kentsel atıklardan kaynaklanan azot miktarı, toplamın % 2.1’i ve fosfor miktarı, toplamın % 51.2’si iken, su ürünlerinden kaynaklanan azot miktarı, toplamın yalnızca % 0.9’u ve fosfor miktarı, toplamın %3.6’sı olarak saptanmıştır.

    Tüm bunlara karşın, turizm ağırlıklı yatırımların olduğu alanlarda, balık çiftliklerinin kurulmaması ya da olmaması gerektiğine, sektör temsilcileri ile sivil toplum örgütleri de katılmaktadır.

    Çevre ve Orman Bakanlığı’nın hazırladığı Çevre Durum Raporunda, Fethiye-Çanakkale arasının nehir girdileri, kültür balıkçılığı, çeşitli turizm aktiviteleri ve yoğun kentleşme gibi çevresel faktörlerden etkilenen deniz ortamında ciddi ekolojik bozulmalar gözlendiğine; açık sularla doğrudan etkileşim içinde olan Taşucu-Alanya arasının ise Doğu Akdeniz’in en az kirlenmiş/kirletilmiş kıyısı olduğuna dikkat çekilmektedir. Ayrıca, Doğu Akdeniz’in Taşucu-Alanya arası Akdeniz Foku(Monachus monachus)’nun yaşam alanı ile Deniz Kaplumbağaları (Caretta caretta)’nın üreme bölgesidir (Şekil 11). Buralarda kurulacak balık çiftliklerinin Akdeniz Foku ve Deniz Kaplumbağalarının hem yaşam alanlarını sınırlayacağı hem de üremelerini olumsuz etkileyeceği kaygısı taşınmaktadır.

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

    5. Sonuç ve Öneriler

    Ekosistem birbirleriyle, yönü ve şiddeti zamana ve ortama göre değişik ilişkiler içinde bulunabilen, sonsuz sayıda alt sistemden oluşmuş, canlı ve cansız varlıkları nitelik ve niceliğine bakmaksızın etkilenen/etkileyebilen, doğrudan ve dolaylı etkileri, doğrudan ve dolaylı olarak etkilenmesi herhangi bir mülkiyet biçimi ve sınırıyla sınırlandırılamayan oluşumlardır. Dolayısıyla, ekosistemler, tüm canlıların ve cansızların, bu arada da tüm insanların ortak varlığıdır. Denizler de ekosistem özelliği gösteren ve gerek kendi içinde gerekse çevresiyle oldukça hassas ilişkiler ve etkileşimlerde bulunan ekosistemlerdir. Balık çiftlikleri, herkesin ortak kullanım alanı olan ya da olması gereken denizleri ve iç suları kullandığı ve bu sistemlerde geçmişte sorunlar yarattığı için önyargılı davranışlarla karşılaşmaktadır. Üstelik gerek Muğla’nın gerekse İzmir’in pek çok koyunda bu davranışları haksız çıkarmayacak pek çok çevresel soruna tanık olunmuştur. Söz konusu çevre olunca, her kesimin daha duyarlı davranması beklenen bir yaklaşımdır.

    Doğal ya da yapay, açık ya da kapalı tüm sistemler bozulma eğilimindedirler. Buna entropi denir. Eğer sistem doğal özelliğini koruyabilme, kendini yenileme yeteneği ve kapasitesinde ise entropi durumunu aşarak tekrar eski özelliğine döner. Ancak, bozulmaya eğilimi olan tüm sistemler, dışarıdan müdahale edildiklerinde, bozulma eğilimine daha çabuk ve artan bir hızda girerler ve bir süre sonra kendilerini yenileyemez duruma düşerler. Söz konusu sistem, ekosistem özelliği gösteriyorsa, sistemi anlamadan-tanımadan yapılacak bir müdahale, sistemin bütününde onulmaz sorunlara neden olabilir. Sonuçta sistem bu yükü taşıyamaz duruma gelir. Denizel ekosistemde bu durum ötrofikasyon ile sonuçlanır ve sonuçta hem su ve sediment kirliliği hem de doğal yaşam alanlarının zarar görmesi söz konusu olur. Sistemin bozulmaya olan eğilimi, üstelik sucul ekosistemlerin dış etkenlere karşı taşıma kapasiteleri bilinmiyorsa, daha da kötü sonuçlar doğurabilir. Ötrofikasyon olayının denizel ekosisteme etkileri su ürünleri ve turizmi de içine alan tüm sektörleri olumsuz etkiler.

    Su genel anlamda alıcı ortam olarak kabul görmekte ve bu algılama ile tek taraflı olarak sürekli entropi koşullarına maruz bırakılmaktadır. Bu durum, özellikle Bodrum ve İzmir koylarında konuşlandırılmış balık çiftliklerinin denizel ekosisteminde yaşanmıştır.

    Sığ, kıyıya çok yakın, kapalı ve yarı kapalı koylarda yapılan yoğun üretimin olumsuz çevresel etkileri konusunda yeterli veri bulunmasına karşın, açık denizde(off shore) yapılan üretim faaliyetlerinin çevresel etkileri konusunda henüz kesinleşmiş bir yargı bulunmamaktadır. K
    ıyısal alanda gerçekleştirilen yetiştiricilik faaliyetlerinin diğer kıyısal kullanımlar ile çelişkiye düşmesi ve çevresel etkileri nedeni ile açık deniz ağ kafeslerde balık yetiştiriciliği önem kazanmış ve teknolojinin getirdiği olanaklarla balık üretimi açık denizlere yöneltilmiştir. Ancak, balık çiftlikleri açık denize taşınsa bile, kuluçkahanede üretilen yaklaşık 1 gram ağırlığındaki özellikle levrek ve çipura yavrularının doğrudan açık deniz kafeslerine konması mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla kıyıda yeterli miktarlarda ön besi yapacak işletmelere ve alanlara gereksinme duyulacaktır. Kıyı tesislerinde üretilen yavruların doğrudan açık denizdeki kafeslere atılması birçok bakımdan olumsuzluk içerdiğinden bu durum ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle, adaptasyon ve ön büyütme kara tesislerinin kurulumu desteklenmeli, lojistik iskeleler çoğaltılmalıdır.
    Balık çiftliklerinin çevreyi kirletici etkisinin en az düzeyde tutulması teknolojik ve bilimsel yöntemlerle olanaklıdır. Ancak, şimdiye kadar bunun fayda/maliyet, fayda/ekosistem analizi yapılmadan ve ekolojik bütünsellik göz önüne alınmadan uygulanması sorunlara neden olmuştur. Yetiştiriciliğin olumsuz etkilerini azaltmanın en etkin yolu doğru yer seçimi yani Ekolojik Planlama yapmaktır. Yer seçiminde dikkate alınması gereken özelliklerin başlıcaları; su kalitesi, akıntı hızı ve yönü, su değişim oranı, derinlik ve sediment yapısıdır.

    Ekolojik planlaması yapılmadan yanlış konuşlandırılmış balık çiftliklerinin turizmi olumsuz etkilediği, denizel ekosistemin ve estetik değerlerin bozulmaya olan eğilimini arttırdığı, birçok yerli türün yaşam alanlarını sınırladığı, rekreasyonel etkinlikleri ve çevre sağlığını tehdit ettiği de bilinmektedir. Ancak, ülkemizin pek çok sahil şeridinde altyapısı tamamlanmamış ve yer yer 15-20 katı bulan ikincil konutların hem denizel ekosisteme ve halk sağlığına hem de estetik değerlere balık çiftliklerinden çok daha zarar verdiği de bilinen bir başka gerçektir.

    Ülkelerin ekonomileri için üretim gereklidir ancak yeterli koşul değildir. Termodinamiğin birinci yasasına göre atıksız ya da firesiz üretim olmasa da, üretim sırasında çevreyi de göz önüne alarak gerekli yatırımları yapmak ve mümkünse geri kazanım ya da dönüşüm ile üretimi sürdürmek olanaklıdır. Çünkü genel anlamda çevre ya da ekosistem tüm canlıların ortak kullanım alanıdır. Balık çiftlikleri için de aynı durum söz konusudur. Bilimsel ölçütlerde çevreye daha az zararlı(bitkisel(hayvansal kökenli) yemler, daha çevresel malzemeler ve daha az kimyasal kullanarak, geri dönüşüm üzerinde yoğunlaşarak ve en önemlisi de uygun yer seçimi ile sürdürülebilirlik çerçevesinde balık yetiştirmek hem ekonomik ve ekolojik hem de sosyal fayda sağlayacaktır.

    Girdi-dönüşüm-çıktı modeline göre, çeşitli yer ve zamanlarda, özellikle kapalı ve yarı kapalı koylarda üretim yapan balık çiftliklerinin, denizel ekosistem ve çevrede az ya da çok istenmeyen- kabul edilemeyen değişiklikler yaptıkları tartışma götürmez bir gerçektir. Pek çok kıyı alanı bu nedenle olumsuz etkilenmiş ve balık çiftlikleri ile denizi ticaret, turizm ya da rekreasyonel amaçlarla kullananlar arasında istenmeyen çatışmalar ortaya çıkmıştır. Sucul ekosistemler insan müdahalesi ya da yapay yapılardan en kolay ve hızlı etkilenen, tüm canlıların ortak kullanımına açık alanlar olduğu için, balık çiftliği kurmak isteyen yatırımcılar ile o yörenin halkı arasında ortak zemin yaratılması; karşılıklı saygı ve güven ortamının oluşması; yatırımcıların ve kamu yetkililerinin özellikle uygun yer seçiminde, ekolojik ve teknolojik anlamda yeterli güvence vererek halkın onayını alması gerekmektedir. Halkın istemediği yatırımları yapmak, süreç içinde çok farklı sorunları da beraberinde getirebilmektedir.


    Tüm doğal varlıkların değerlendirilmesinde olduğu gibi, sucul ekosistemi
    algılama biçim ve mantığının temelden değişmesi; doğal varlıkları yalnızca “KAYNAK” olarak algılama ve onları tüketme yerine, onlara sürdürülebilirlik çerçevesinde “VARLIK” olarak bakılıp çok yönlü fayda/çoklu kullanım sağlanması; bu konuda gerekli eğitim-öğretimin verilerek uygulamaya yansıtılması sorunu kökünden çözmek için en önemli adım olacaktır.

    6. Kaynakça

    Anonim, 2005
    . Muğla kıyılarında koyları etkilemeyecek deniz balığı yetiştirme alanlarının tespiti projesi, Proje No: YDABAG-102Y058, Sonuç Raporu, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Erdemli-Mersin.
    Anonim, 2006
    . Muğla İlinde Su Ürünleri Yetiştiriciliği Açısından Hassas Alanlar İle Yeni Yetiştiricilik Alanlarının Belirlenerek Kirlenme Parametrelerini İzlenmesi Projesi, 1. Rapor, İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi- İstanbul.
    Bobat, A. 2008
    . Balık çiftlikleri ve çevresel etkileri, Kırsal Çevre Yıllığı 2008, 7-25.
    Bobat, A. 2009
    . The impacts of fish farms on marine ecosystem, Second International Conference on Environmental Management, Engineering, Planning and Economics(CEMEPE-2009), Proceedings Book, 409-415.
    Bobat, A
    . 2009. Balık Çiftlikleri, Çevre, Denizel Ekosistem ve Mersin, Mersin Deniz Ticareti Dergisi, 17(202), 20-26.
    TÜİK 2010.
    Su Ürünleri İstatistikleri-www.tuik.gov.tr, erişim tarihi : 29.12.2010.

    Yukarıda yer alan makale
    Prof.Dr. Alaeeddin BOBAT'tan yazılı izin alınarak yayınlanmıştır.

    Sayın
    Prof.Dr. Alaeeddin BOBAT'a teşekkür ediyorum.

    Mehmet ERGÜL
    Administrator
    Mehmet ERGÜL
    Sakarya - 1976
    Balık Tutkunları Derneği
    Yönetim Kurulu Başkanı


    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

    Herkesin kalbimde yeri var..!
    Kiminin altı çizili, kiminin üstü.. !

    !!! UNUTMAYIN !!!
    Birileri arkanızdan konuşuyorsa, onlardan öndesiniz demektir...



  2. #2
    o... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    o... isimli Üye şimdilik offline konumundadır Üye
    Üyelik Tarihi
    23 Mart 2012
    Mesajlar
    81
    Teşekkür
    29
    3 Mesajına 4 Teşekkür Edildi

    Standart Cevap: Balık Çiftlikleri ve Denizel Ekosistem : İlişkiler,Etkileşim ve Çelişkiler

    "Girdi-dönüşüm-çıktı modeline göre, çeşitli yer ve zamanlarda, özellikle kapalı ve yarı kapalı koylarda üretim yapan balık çiftliklerinin, denizel ekosistem ve çevrede az ya da çok istenmeyen- kabul edilemeyen değişiklikler yaptıkları tartışma götürmez bir gerçektir. Pek çok kıyı alanı bu nedenle olumsuz etkilenmiş ve balık çiftlikleri ile denizi ticaret, turizm ya da rekreasyonel amaçlarla kullananlar arasında istenmeyen çatışmalar ortaya çıkmıştır. Sucul ekosistemler insan müdahalesi ya da yapay yapılardan en kolay ve hızlı etkilenen, tüm canlıların ortak kullanımına açık alanlar olduğu için, balık çiftliği kurmak isteyen yatırımcılar ile o yörenin halkı arasında ortak zemin yaratılması; karşılıklı saygı ve güven ortamının oluşması; yatırımcıların ve kamu yetkililerinin özellikle uygun yer seçiminde, ekolojik ve teknolojik anlamda yeterli güvence vererek halkın onayını alması gerekmektedir. Halkın istemediği yatırımları yapmak, süreç içinde çok farklı sorunları da beraberinde getirebilmektedir."

    Katılıyorum...
    Mehmet Atak 1969 İstanbul

 

 

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 2 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 2 misafir.)

Benzer Konular

  1. Balık tutmak için en uygun yerler - Nerelerde balık tutulur?
    Konuyu Açan: Mehmet ERGÜL, Forum: Deniz İçin Bilinmesi Gerekenler.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 07 Nisan 2011, 10:15

Bu Konuyu Okuyan Üyeler : 11

Konuyu okuyan üyeleri görmek için üye olmanız gerekmektedir.

Bu Konu İçin Etiketler

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
Bu sayfa 0.4077 saniyede 21 sorgu ile oluşturuldu.
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187