-
26 Mart 2011, 15:02 #1
Balık Avcılığının (Balıkçılığın) Tarihçesi
Balık Avının (Balıkçılığın) Tarihçesi:
Henüz tarımı ve avlanmayı bilmeyen ilk insanlar ihtiyaçları olan besinleri toplayarak sağlıyorlardı. Buldukları hayvansal ürünleri ise çiğ olarak tüketiyorlardı. Daha sonraları, taş Devri’nin ilk dönemi olan paleolitik çağda ateşin kullanılmasının öğrenilmesi ile av hayvanlarının, dolayısı ile balık, kabuklu, kabuksuz suda yaşayan bütün canlıların ve diğer su ürünlerinin tüketimi de yoğun olarak başladı.
Mağaralarda barınan bu ilk insanların akarsu, göl ve denizlerin kıyılarına inip yerleşmeleri, diğer canlı türlerin sularda ne şekilde avcılık yaptığını gözlemleyip öğrenmelerine neden oldu.
Avcılığın ilk dönemlerinde ilk insanlar için balık elle yakalanmaktan ibaretti. İlerleyen dönemlerde basitçe yaptıkları av araçları ile avlanma becerilerini geliştirdiler. Balık ve hayvansal su ürünleri avcılığında kullanılmak üzere, taş ve ağaçtan zıpkın ve kakıçlar, ağaç ve diken dallarından oltalar, kemiklerden zıpkın ucu ve olta iğnesi yaptıkları bu güne kadar buluntulardan anlaşılmıştır. İlk devreye göre el ve ayakla yapılan balık avlarına karşılık, ilk çağlarda bilinen tek av aracı, insanlık tarihinde ileri bir aşama olarak kabul edilen zıpkındır. Zıpkın bir sırığın ucuna sabitlenmiş sivri kemik ve dikenlerden yapılırdı.
Neolitik dönemde, insanlar dar alanlı sularda balığın yolunu doğal malzemeyle kesip sıkıştırma ve engellemeyle kaçmalarını önleyerek kolay avlanma metotlarını geliştirdiler. Bu usul dalyanların ilk şeklini oluşturdu diyebiliriz. Önceleri taş, kaya ve topraktan yapılan bu engellerin, taşınma zorluğu nedeniyle sonraları uzun sırık, saz ve kamışların birbirine bağlanması ile elde edilen barikatların kullanılmasına sebep olmuştur. Günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş dalyanların ilkel halini oluşturmuştur. Çeşitli sepet ve pinter’lerin kökeni de aynıdır.
İlk dönemlerde kıyıdan veya sığ sularda, suyun içine girerek yapılan balıkçılığın önemini kavrayan insanlar, daha uzaklarda avlanma düşüncesi oluşmasıyla birlikte aynı dönemin insanları ağaçların üstünde, sonraki dönemlerde ise içini oyarak basit kayıklar yaparak gerçekleştirdiler. O döneme ait bazı kayık kalıntıları içinde ilkel zıpkın ve oltalara da rastlanmıştır. Ülkemizde buna en son örnek geçtiğimiz yıllarda İzmir’in Ödemiş ilçesinde ki Gölcük gölünün suları kuraklık nedeniyle çekilince ortaya çıkmıştır. Dünyanın en eski kayıklarından biri olarak kabul edilen kayık, 4,5 metre uzunluğunda, 65 santimetre eninde, bir ton ağırlığında ve kestane ağacından yapılmış. M.Ö.6.y.y.’a ve Lidya dönemine ait olduğu belirtilen kayık Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi tarafından koruma altına alınmıştır.
Milattan sonraki dönemlerde balıkçılık besin bakımından deniz kıyısında yaşayan toplumların ilgisini özellikle çekmiştir. İlk zamanlar balık ticari bir anlam ifade etmemesine rağmen sonraki dönemlerde bu durum değişmiştir.
M.Ö. 2000 yılına ait Mısır yazıtlarında ve duvar resimlerinde, Mısırlı balıkçıların M.Ö.3000 yılından beri kullandıkları düşünülen ağ şekillerinden bahsedilmekte, adı geçen ağların tarifi bugünkü ığrıp denilen çekme ağlarının ilk şekilleri oldukları belirtilmektedir.
Anadolu da Fenikeliler ve Romalılar zamanında kabuklu yumuşakçaların avlanılmasına yarayan algarna ve dreçlerin kullanıldığı bilinmektedir.
Balık ve balıkçılığın önemli olduğu antik dönem kültürlerinde balık tanrısı olan kavimler, Sümerler, Babilliler, Filistinliler, Hintliler ve Yunanlılardır.
Türk Kültüründe Balıkçılık:
Gerek Orta Asya’da gerek Anadolu’da çok eski dönemlere ait kalıntı ve buluntular var. MÖ. 6000’de gelişmiş bir Proto-Türk Kültürü’nün varlığı biliniyor. Bundan önce de yaşanmış uzun ve karanlık devreden de söz etmek ayrıca mümkün. Bu avcı bir kültürdü. Dünyamızın çöl kuşaklarına sebep olan iklim değişikliği bundan 50.000 yıl önce başlamış ve dayanılmaz etkisi de MÖ. 7000’li yıllarda ortaya çıkınca göçebe hayatının da başlangıcı olmuştur. Daha sonra toplu göçler başlamıştır. İlk göç edenler Sümer boyları olduğu sanılmaktadır. Balıkçılığa ait yazılı kaynaklar, her ülkede farklı zamanlarda ortaya çıktığını göstermektedir. İlk yazılı kaynakların M.Ö. 5000 yıllarında Mezopotamya ve Anadolu’da olduğu uzmanlar arasında genel bir kanıdır.
M.Ö.3000 yılına ait Sümer betimleme ve yazıtlarında Adapa destanı ise bu güne kadar bulunan en önemli örneklerden biridir.
”…..Denizin kıyısındaki Eridu şehrinde Adapa isminde bir fırıncı
yaşarmış. Eridu şehrinin tanrısı, denizler, okyanuslar ve onlar kadar engin ve
sonsuz olan akıl ve hikmet tanrısı Ea’ya bütün kalbiyle bağlı, dindar ve saf
bir adam olan fırıncının, diğer ölümlerden farklı olduğu Ea’ya tabii ki malum
imiş, fakat bir gün bu kanısını denemek istemiş:
Adapa boş vakitlerinde denizde balık avlarmış. Günün birinde sahilden hayli
uzakta kayığı ile avlanırken, ansızın güney rüzgârı çıkıvermiş. Suları
öylesine karıştırmış ki, Adapa’nın kayığı devrilmiş ve batmış. Adapa
dalgalarla saatlerce boğuştuktan sonra, güney rüzgârı Şutu’nun kanatlarını
kırmaya muvaffak olmuş (Şutu kuş şeklinde tasavvur edilen bir varlık). Ancak
bu suretle canını kurtarabilmiş..."
Prof. Dr. Firuzan Kınal bu destan için “Sümer medeniyetinde insanların boş vakitlerinde balıkçılık yaptığını belirtiyor” diyerek önemini belirtir. Dolayısıyla biz de amatör balıkçılığın o dönemde de var olduğunu anlıyoruz.
Ayrıca bilinen en eski Çin kaynaklarına göre Türklerin Orta Asya’da tarih sahnesine çıktıkları ilk yer, Köğmen Dağları’dır. Bu dağların kuzey eteklerinde Yenisey ırmağındaki Tagar adasında kalıntıları bulunan ve M.Ö. 7. yüzyılda başlayan Tagar adındaki kültür eski Türklere atfedilir. Bu kültür Karasuk Kültürü denilen ve M.Ö.2000’e kadar, aynı kıyı bölgelerinde gelişmiş çok eski bir kültürden kaynaklanıyor. Kazakistan’ın doğusunda bulunan M.Ö. 7. yüzyıla ait altın balık, Altay pazırık höyüğünde ortaya çıkan ve M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış bir insana ait deri kalıntısı üstüne işlenmiş balık motifinde dövme buluntusu, M.S. 5. yüzyıl’da Hazar Türklerine ait ve günümüzde kullandığımız olta iğnelerinin bronzdan yapılmış bire bir benzer örnekleri buluntulardan bazılarıdır. Bunlar St. Petersburg’da Hermitage müzesinde halen sergilenmektedir. Çin kaynaklarında ve betimlemelerinden, Sovyetler birliği müzelerinde bulunan eser ve buluntulardan ve bu kültürün yayıldığı coğrafya üstünde bulunan kalıntılardan, doğu da Çin denizinden batıdaki Atlas Okyanusu’na kadar olan denizler, içdenizler, göller ve akarsularda, bu coğrafya üstünde yaşayan insan topluluklarının balıkçılık kültürüne ait derin bir geçmişe sahip oldukları anlaşılmaktadır.
Anadolu toprakları ve özellikle İstanbul şehrinin coğrafi konumu, sahip olduğu eko sistem nedeniyle dünyada benzersiz bir balıkçılık geçmişi ve buna bağlı olarak zengin ve eşsiz bir balıkçılık kültürü oluşmuştur.
Dünyada bilimsel ve akademik anlamda balıkçılık 18.yy.da gelişmeye başlamış, 20.yy. ortalarından sonra da teknolojik gelişme ile birlikte doruk noktasına ulaşmıştır. Ülkemizde bu manada ilk çalışma 1915 yılında Et Ve Balık Kurumunun bünyesinde Karekin Deveciyan’ın yayımladığı ”Balık Ve Balıkçılık” adlı eser ise ilk bilimsel yaklaşımın başlangıcı olmuştur. Bundan önce yazılanlar ve çizilenler seyyahların, şehir kültürünü anlatan yazarların kitaplarında yer almaktan öteye gitmemiştir. Daha sonraki yıllarda Türk Tarih Kurumunun araştırma ve konferanslarında bu konu ile ilgili makaleler yayımlanmıştır. Türk tarih kurumunun yayımladığı ve Prof. Dr. Firuzan Kınal’ın Çivi Yazı Ekonomisinde Balık Ve Balıkçılık adlı kitabı Anadolu balıkçılığı’nın tarihi geçmişi hakkında yazılmış önemli kaynak kitaptır.
1940’lı yıllardan sonra ülkemize gelen Alman bilim adamı Ord. Prof. Dr. Curt Kosswig, İstanbul Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü'nü, Erzurum'da Balıkçılık Araştırma Merkezi'ni kurarak ilk akademik temelleri atmıştır. 1950 ve 1960’lı yıllar balıkçılık konusunda bilgi birikiminin yoğunlaştığı yıllar olarak geçmiş, 1972 yılında ulusal düzeyde “ Su Ürünleri Kanunu ” ile Tarım Bakanlığı tarafından kanunlaştırılmıştır.
Son yıllarda Ülkemizde Balıkçılık Derneklerinin kurulması, aylık dergilerin, kitapların çıkması, Avcılık üstüne bir tv kanalına sahip olması, İnternet ortamında grup, forum ve ağ (web) sayfalarının çoğalması, şehir ve beldelerde balıkçılık festival ve de etkinliklerin düzenlenmesi ile gelişimini sürdürmektedir.
Rastgele..
Kapt. Nasuhi ALBULAK, 2003
-
09 Nisan 2012, 22:57 #2
Cevap: Balık Avcılığının (Balıkçılığın) Tarihçesi
Nasuhi Ağabey, bir tanedir. İkinci bir Nasuhi Ağabey (O. yetiştirmezse) (var) olmayacaktır. Böylece okunması önerilir...
Mehmet Atak 1969 İstanbul
Konu Bilgisi
Users Browsing this Thread
Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)
Benzer Konular
-
Balık tutmak için en uygun yerler - Nerelerde balık tutulur?
Konuyu Açan: Mehmet ERGÜL, Forum: Deniz İçin Bilinmesi Gerekenler.Cevaplar: 1Son Mesaj : 07 Nisan 2011, 10:15


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı ile Cevapla



Bu Konuyu Paylaşın !